Kafasını yastığa koyar koymaz uyuyan insanlara hayrandı. Bir de sabah çabuk uyananlara… Onlar için ne kadar kolay. Hiç akıllarına değişik düşünceler, günlük ya da geçmiş yaşadıkları olaylar gelmiyor muydu? Ya da sabah uyanmak, yataktan fırlamak o kadar basit miydi?
Onun ise ne kadar uykusu olursa olsun mutlaka aklına bir şeyler geliyordu. Rahat bir şeyler düşünmeye çalışırken bile yatakta birkaç kere döner dururdu. Ya da dışarıdan gelen bir sesle irkilirdi. İşte bu uyudum uyamadım bilinmezliğinde bir de sabahın köründe uyanması gerekiyordu. Bıraksalar saatlerce uyuyacakmış gibi hissediyordu. Ama ne yapsın o uyumayı düşündüğü saatlerde çoktan yollara düşmüş olacaktı.

Sonra iş yerine ulaşacak ve herkese günaydın vb. sohbetler… Ardından ise bitmesi gereken işlere yoğunlaşacak. İşte bu akışa başlamadan yani daha evden çıkmadan güzel bir kahvaltı yapmaya karar verdi. Bunun iyi geleceğini düşündü. Çayını demledi, yumurtası da pişmişti. Kahvaltılıklarını da masaya yerleştirdi. Hadi o zaman afiyet olsun.
Keyifli Bir Sabah
Ama bir dakika dur, bir şey var içimde diye geçirdi. Tam anlam veremiyordu. Keyifli bir sabah için daha ne yapabilirdi ki? Hala çok uykusu vardı. Acaba çayını bitirince kendine gelir miydi? Çayını bitirdi ama hala tık yok. Ne yapsa diye düşündü?
Televizyonu açtı. Kanalları değiştirirken bir radyo kanalına denk geldi. Hangi şarkı çalıyordu? Fark eder mi diye geçirdi içinden. Tam sabahın erken saatlerine uygun bir şarkı olduğu kesindi. Hatta bu şarkı ona iyi gelecekti. İçine işleyen türden…
Haftaya başlama şarkısını dinlerken pencereden dışarıyı izlemeye başladı. Evet tamam dedi, kendime geliyorum ve motivasyon yükleniyor. Hayat nasıl deli gibi koşturuyordu. O ise, elinde sıcacık çayı, fonda güzel bir şarkı ve hava yeni aydınlanırken şu anda kalabilirim diye düşündü. Hiç koşturmaya niyeti yoktu. Sadece pencereden bakıyor ve çayını yudumluyordu…