LEYLA-1

İkinci Dünya Savaşı’nın sonlarıydı. Tüm dünyayı etkileyen bu savaşın, katılmasak da, ülkemize de olumsuz etkileri olmuştur. Özellikle ekonomik anlamda. Savunmaya aktarılan gelirler, sanayi ve ekonomik planların ertelenmesine neden olmuştu. Tabi seferberlik vardı o yıllarda. Tarım ve sanayide çalışanların azalması, üretime de yansımıştı. Halkın, zorlu günler yaşadığı bu dönemde hikayemiz küçük bir Ege kasabasında geçiyordu. Leyla’nın düğünü vardı.

Leyla’nın Düğünü

Güzel bir ilkbahar günüydü. Mis gibi çiçekler açmış, o güzel taze bahar kokusu her yere yayılmıştı. Güneş pırıl pırıldı, havada ise tatlı bir esinti, insanı ferahlatıyordu. Kasabanın biraz dışında, etrafı yemyeşil ağaçlarla çevrili, geniş bir avlusu olan Leyla’nın ablasının evinde, tatlı bir telaş vardı. Bir içeri bir dışarı koşuşturuyordu eş, dost, akrabalar… Evet, bu bir düğün hazırlığı idi. Akşam, Leyla ve Semih’in düğünü vardı. Leyla ve Semih, birbirlerini eskiden beri tanıyorlardı. Semih, Leyla’nın eniştesinin (ablasının eşi) kardeşiydi. İki kardeşe iki kardeş… Leyla ile Semih’in arasında on yaş fark vardı. Leyla; ince, uzun boylu, açık tenli, ela gözlü, güzel, alımlı bir genç kızdı. Semih de görünüş olarak, az değildi. Açık tenli, yeşil gözlü, enine boyuna yakışıklı bir gençti. İşte bu güzel iki insan, hayatlarını birleştirmek üzereydi.

Köy evleri

Leyla avluya çıktı, etrafı seyretmeye başladı. Her kafadan bir ses çıkıyordu, bir şeyler anlatıp duruyorlardı. Düğünler, dedi kendi kendine, tam dedikodu zamanı. Leyla dedikodudan hiç hoşlanmazdı. Tam o sırada ablası, Leyla’ya seslendi:

-Leyla, hadi canım saçlarını yapalım artık, daha giyineceğiz.

Leyla:

-Tamam, abla, geliyorum.

Dalgındı Leyla. Tam kafasını toparlayamıyordu. Nasıl bugüne gelmişti? Evleniyordu. Ya hayalleri? Hayat nasıl bir anda yönünü çeviriyordu böyle? Semih’i seviyordu, bu noktada bir sorun yoktu. Ama sonuçta evlilik bu. Çok da seçeneği olmadığını biliyordu. Ablasının önünde bir sandalyeye oturdu. Ablası saçlarını yaparken, Leyla düşüncelere daldı.

Leyla Öğretmen

Annesini kaybettiğinde daha bebekmiş Leyla. 1920’lerin sonları… Babası ve ablasıyla kalan Leyla’yı, o sıralarda genç kız olan ablası büyütmüştü. Babası tarlada işçi olarak çalışıyordu. Ablası evlendiğinde ise o daha ilkokula yeni başlamıştı. Ablası da babası da Leyla’nın okuması için destek oluyorlardı. Çok da başarılı bir öğrenciydi. O dönemde böyle küçük bir kasabada, kız çocuklarının okuma oranı çok azdı. Herkes geçim derdindeydi ve bu yüzden çoluk çocuk, kadınlar gelir sağlamak için tütün kırmaya giderlerdi. Okula devam eden pek yoktu.

Leyla, öğretmen olmak istiyordu. En yakın arkadaşı Nuray ile derslerde yarışırlardı. Nuray, ile yıllar sonra komşu olacaklarını ve çocuklarının da arkadaş olacakları, akıllarına bile gelmezdi. O yaştaki hayalleri, öğretmen olup kim bilir nerelerde görev yapacakları ile ilgiliydi.

Tam da bu dönemde Leyla’nın babası hastalandı. Rahatsızlığının nedenini anlamadılar, çok halsizdi ve hep yatıyordu. Leyla hem okula gidiyor, hem de babasına bakıyordu. Babası artık çalışamadığı için ekonomik olarak da zor durumdalardı. Babası, bir süre sonra vefat etti. Babasının kaybıyla, Leyla’nın hayatının yönü yavaş yavaş değişmeye başladı. O yıllar, Leyla için çok zordu. Ablasının da ekonomik durumu iyi değildi. Geceleri beraber tütün kırmaya gitmeye başladılar. Bu durumlarını, kimsenin bilmelerini istemezlerdi. Çok uykusuz kalıyordu. Ayrıca el yeteneği de çok iyi olan Leyla, nakış işleri de yapıyordu. Çok güzel tülbent kenarı işlerdi. Hem geçimini sağlamak hem de O’nu büyüten ablasına destek olmak için çok sevdiği okuluna, eğitimine devam edemedi. Bu duruma üzülüyordu. Ama elinden kitabı hiç eksik etmedi. Ne bulsa okurdu. Okumayı çok seviyordu. Böyle birkaç yıl geçti. Leyla on yedi- on sekiz yaşlarına geldi. Yıl ise 1944.

Leyla ve Semih

Semih, Leyla’yı küçüklüğünden beri biliyordu. Sakin bir yapısı olan Semih, abisi ve yengesi aracılığıyla evlenme isteğini Leyla’ya bildirdi. Semih, gece bekçiliği yapıyordu. İşi de vardı. Birbirlerine gönülleri de vardı. Neden olmasın dedi Leyla. Okuluna devam edemiyordu.

Düğün günü gelmişti. O an yaklaştıkça heyecanı ve endişesi artıyordu. Herkes O’nu neşelendirmeye çalışıyordu. Bu arada sınıf arkadaşı Nuray ile arkadaşlıkları devam etti. Nuray öğretmen oldu. Balıkesir’in bir köyüne atandı. Leyla’nın düğünü için geldi. Düğün hazırlığı sırasında o da yanındaydı. Leyla’nın yüzü gülsün diye ne yapacağını şaşırıyordu. Ama Leyla, ben de öğretmen olabilseydim diye düşünmekten kendini alamıyordu. Bu düşüncelerle boğuşurken hazırlıklar, hemen hemen bitmişti. İkramlar, bahçede hazırdı. Önce düğün yemeği yenecek, nikah yapılacak ve daha sonra eğlenceye geçilecekti.

Leyla’nın gelinliği

Leyla gelinliğini giyip odadan dışarı çıktı. Ablası ve Nuray hayranlıkla ona baktılar. Çok güzeldi. Peri kızı gibi. Duvak telini de takmayı unutmamışlardı. Nikaha geçilecekti. Duvağını örttü. Derken, Semih geldi. O da giydiği takım elbise ile çok yakışıklı görünüyordu. Leyla bir anda düşüncelerinden çıkıp olduğu ana döndü. Birbirlerine sevgiyle baktılar. Artık eş oluyorlardı.

Peki bu evlilik nasıl olacaktı? Onları neler bekliyordu? Hayat, bu güzel iki genç insana, ne gibi sürprizler hazırlıyordu? Hikayemizin devamını merak ediyor musunuz? Devamı çok yakında…

0 Paylaşımlar

Bir yorum ekleyin

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir